Mehmet DEMİR

Mehmet DEMİR

İHRACAT BEDELLERİNİN YURDA  GETİRİLMEMESİ DURUMU, KONUYA İLİŞKİN RİSKLER VE YASAL YAPTIRIMLAR..

Bilindiği üzere, ihracat bedellerinin yurda getirilmesini zorunlu kılan  4 Eylül 2018 tarihli  düzenlemeden  bu yana  çok  sayıda mevzuat değişikliği yapıldı. Gelinen noktada ihracatçı  firmaların da  kafasının karışık olduğunu görüyor  ve gözlemliyoruz. Özellikle ve öncelikle günümüzün oldukça sıkı rekabet koşullarında   uluslararası piyasaya mal satma başarı ve  becerisini  göstermiş olan firmaların ihracatının, bu  şekilde katı mevzuat şartlarına  bağlanmasını doğru  bulmadığımızı  ifade etmek istiyorum. Nitekim, sanayicimiz ve  ihracatçımız katma  değeri yüksek ürün üretemiyor  ve satamıyor. Dolayısıyla ile de ihracatçı firmalarımız,  yurt dışına sattıkları her bir ihraç ürününde dünyadaki  çok sayıda  rakip ile  mücadele  etmek zorunda  kalıyor.

Aslında, 4 Eylül 2018 tarihli  mevzuat  değişikliğine kadar ihracat bedelleri, serbestçe tasarruf edilebiliyordu. Diğer bir  değiş ile  kambiyo takibine tabi değildi. Bahse konu bu  değişiklik ile de  “Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ”   yayımlanarak;   ihracat bedellerinin, fiili ihraç tarihinden itibaren en geç 180 gün içinde yurda getirilmesi ve bu bedellerin en az %80’inin bir bankaya satılması zorunlu hale  getirildi. Bu düzenleme,  her  ne kadar 6 ay süre ile ihdas edildiyse de sürekli 6’şar aylık  periyodlar halinde süre  uzatımına  gidilerek ; 4.9.2019 tarihi itibariyle sona eren düzenlemenin uygulama süresi 6 ay daha uzatılmıştır.  Böylece, yeni  bir  süre  uzatımı  olmaması halinde,  ihracat bedellerinin yurda  getirilmesi ve bankaya satılmasına ilişkin prosedürler, 4.3.2020 tarihine kadar uygulanmaya devam edecektir.

 

Bakanlık, bu katı  düzenlemenin akabinde gelen tepkilere cevaben; ihracatçının  Ortadoğu pazarında  yaşadığı sıkıntılar, bölgesel ve ülke bazlı istikrarsızlık ve olağanüstü koşullar nedeniyle,  ihracat bedellerinin yurda  getirilmesine  ilişkin 5 ülkeye  farklı bir statü öngördü. Bu beş  ülke  grubu içinde İran ve  Suriye’ye ise ayrıcalıklı bir  pozisyon  tanındı. Şöyle ki; İran ve Suriye’ye yapılan ihracat işlemlerinde,  180 günlük  süre  zarfında  ihracat bedelinin getirilmesi kısıtlaması kaldırıldı.

Yani, bu iki  ülkeye yapılan ihracat bedellerinin süre şartına  bağlı olarak yurda  getirilmesi  şartı aranmaksızın serbestçe  tasarruf edilmesi söz konusu olacak.  Öte yandan,  ülke ve  bölgesel risk faktörleri, bankacılık sisteminde yaşanan zaafiyet nedeniyle Afganistan, Irak ve Libya’ya yapılan ihracatın yurda  getirilmesi konusunda esneklikler sağlandı. Bu kolaylık kapsamında; Bu ülkelerdeki İthalatçıların  Türkiye’deki bankalarda bulunan hesaplarından ihracat bedeli transfer edilebilecek, Keza, üçüncü bir ülkeden bankalar aracılığıyla ihracat bedelleri transfer edilebilecek. Son olarak da  ispatlayıcı evrakların ibrazı şartı ile fiziki olarak ihracatçı firmanın Türkiye’deki bankasına  nakit olarak yatırılabilecek.

Yapılan bu esnetici  düzenleme olumlu idi ancak, yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Zira, diğer  Üçüncü Dünya Ülkelerine bilhassa Orta Asya ülkelerine yapılan ihracat bedellerinin de yurda  getirilmesi konusunda bir  takım sıkıntılar mevcut. Bu bağlamda, ihracatçı  firmalar, bahse konu  ülkelere yaptıkları ihracat bedellerinin yurda  getirilmesi konusunda , mevzuatta düzenlenmiş katı prosedürlere riayet edememektedirler. Tam da  bu noktada, makalemizin konusuna giriş yapmak ve esas anlatmak istediğimiz hususlara  gelmek istiyorum. Bilindiği üzere, ihracat bedellerinin yurda  getirilmesi  hususunda yapılan düzenlemeler ile , hem ihracatçı firmaya hem de aracı  bankaya  bir  takım yükümlülükler getirilmiş, vergi  dairelerine ve  Maliye Bakanlığına ise bu  süreçleri gözetme ve  şartların oluşması halinde ilave  süre  verme  görevi  tevdi edilmiştir.

Öncelikle şunu  belirtmek  gerekir ki, İhracat bedelinin 180  günlük süre  zarfında   yurda getirilerek, Döviz Alım Belgesi(DAB) ile bankalara satılmasından yani dövizin bozdurulmasından  ihracatçı firmalar  sorumludur. Bu yükümlülüğün yerine  getirilmemesi halinde de yaptırıma  maruz  kalacak olan yine  ihracatçı firma olacaktır.

İhracatçı  firmanın bu  180 günlük süre  zarfında  ihracat bedelini yurda  getirememesi halinde;  aracı bankanın 5 iş günü içinde  yazılı olarak ilgili Vergi Dairesi Başkanlığına veya Vergi Dairesi Müdürlüğüne durumu bildirmesi  diğer bir  değişle ihbar etmesi  gerekmektedir. Yani, ihracat bedellerinin  süresi içinde yurda  getirilememesi halinde bildirim yükümlülüğü ihracata  aracılık eden bankaya  yüklenmiştir. Vergi Dairesi,  bankanın yazısına istinaden 10 iş günü içinde ihracatçı  firmaya ihtarname  yazısı gönderecektir. Nitekim, ihracat bedellerini süresi içinde yurda  getiremeyen  firmalara  Vergi Dairelerinden yazılar gitmeye  başladı. Vergi Dairesi yazısında; 90 günlük süre içinde ihracat bedellerinin getirilerek  hesabın kapatılmasını, bu süre içinde  ihracat bedellerini mücbir  sebep veyahut haklı sebeple  yurda  getirmeyeceğini  bildirmesi halinde ise bunu  belgelendirmesini istemektedir.

Konuya ilişkin düzenlemede mücbir  sebep halleri ise aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır.

a) İthalatçı veya ihracatçı firmanın infisahı, iflası, konkordato ilan etmesi veya faaliyetlerini daimi olarak tatil etmesi, firma hakkında iflasın ertelenmesi kararı verilmesi, şahıs firmalarında firma sahibinin ölümü.

b) Grev, lokavt ve avarya hali.

c) İhracatçı veya ithalatçı memleket resmi makamlarının karar ve işlemleri ya da muhabir bankaların muameleleri dolayısıyla hesapların kapatılmasının imkânsız hale gelmesi.

ç) Tabii afet, harp ve abluka hali.

d) Malların kaybı, hasara uğraması veya imha edilmesi.

e) İhtilaf nedeniyle dava açılması veya tahkime başvurulması.

Ancak, mevzuatta tanımlanmış olan ve yukarıda  zikredilen mücbir  sebep hallerinin yine  mevzuatta belirlenmiş olan prosedür kapsamında  tevsik edilmesi yani  belgelendirilmesi gerekmektedir.

Yine, şu hususa  da  dikkat  çekmek  gerekir ki; yukarıda  belirtilen mücbir  sebep hallerinin dışında “haklı bir  sebebin” de  bulunması halinde bunun tevsik edilmesi koşulu ile ek  süre  talep edilebilecektir. Ancak, haklı  sebep  halleri  mevzuatta  belirtilmemiştir. Doğrusu da  budur. Nitekim, “haklı  sebep hali”  her  bir  firma açısından  değişkenlik gösterecektir.

Yukarıda   sayılan mücbir sebeplerin  bulunması halinde, altışar aylık dönemler itibarıyla ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce ek süre verilir. “Haklı Durumların”  bulunması halinde ise, hesapların kapatılmasına ilişkin altı aya kadar olan ek süre talepleri, firmaların haklı durumu belirten yazılı beyanına istinaden üçer aylık devreler halinde ilgili Vergi Dairesi Başkanlığınca veya Vergi Dairesi Müdürlüğünce, altı aylık süreden sonraki ek süre talepleri Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından değerlendirilecektir.

Peki, 180  günlük genel süre, 90 günlük ihtar süresi ve varsa  mücbir sebep ve  haklı durum halleri kapsamında verilen  ek  süreler içinde de  ihracat bedeli  yurda  getirilemez ise ne olacak?

Konuya ilişkin yaptırımlar tebliğde  değil,  Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde  düzenlenmiştir. Buna göre;  her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler, yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin % 5’i kadar idarî para cezasıyla cezalandırılırlar.

Yukarıda yaptığımız  açıklamalardan da  görüleceği üzere, ihracat  bedellerinin  yurda  getirilmesi konusu;  değişen mevzuat hükümleri ve ağır  yaptırım içeren   cezaları ile fevkalade önemli  bir  mesele halini  almıştır. Bu makalemizde konunun önemine  ve ciddiyetine  dikkat çekmeye  çalıştık.

Faydalı olması dileğiyle…

Yazarın Diğer Yazıları