Asım MIHÇIOĞLU

Asım MIHÇIOĞLU

Yazık oldu bunca güzel insanın bulunduğu,bir şehrin bunca güzel hatıralarına…

Aypedimiz, molpedimiz yoktu ammaaaa….Misgilimbağlar,bahçeler,bağlardaki kınalı,muhammediye,kabarcık,dökülgen,dımışkı üzümler ; zerdaliler,payamlar,sumaklar,tiyek dibindeki kablumbağalar,hayir ağaçları ,lastik küleklerle su çekilen bağ kuyuları vardı.

Bağlarda elektriğin olmadığı gecelerde uluyan itler,gündüz güneşten yanan yüzünün sırım,sırım sızladığı uykular.Dizlerinde ,dirseklerinde bitmeyen yaralar olurdu.

Nurganada erik zamanı naylon arabayla erkenden sahreye gidilir,çalı çırpıyla güle yala yaz dolması yenir,Kalaylı Pınar’dan su içilir,cevizin altına yanbey gelinirdi.

Haraflar ve pırıl,pırıl Alleben’de yüzme öğrenen çocuklar,Beyaz yüzlü taştan evler.Sabah ötüşen serçelerin sesi.Hayatlı,arişli,ekinlikli evleri vardı.Ekinlikte Akasya,lökkiye,bal çiçeği ve gül ;kapaklı tağı önlerinde filiksiye,yapragı güzel vardı.

Nurganada erik zamanı naylon arabayla erkenden sahreye gidilir,çalı çırpıyla güle yala yaz dolması yenir,kalaylı pınardan su içilir,cevizin altına yanbey gelinirdi.

Yaz günü uzaktan gelen sinemalardan gelen,”Cuvv,cuvv..Aah”sesleri, 

“Şimdide huzurlarınızdaaa billur sesli sanatcı filaaan “diyen pavyon sesleri.

Filim eyiyse yazlık sinemanın afişinin üstüne tenekeye yazılmış”hiç yer yoktur”asılır.Karaborsacılar “vaar,vaar numaralı yer var diye ufaktan seslenirdi.

Balcan,biber,kabak,hıyar mevsimizde çıkar,ısırdığında kokusu evi saran hıyarlar,kesince burçak,burçak kokan domatesler olurdu. 

Turfanda denilen bir şey vardı.Yeni çıkan bir meyveyi mevsiminde ilk yerken”eski aağza teze meyva” denirdi.

Sulanmış ev ekmeğinin kokusu, yazın günü “hayat”ta dolma dürümü.

Kavaklığa nişanlı sahresine,yazlık sinemaya gidilir,arada Portalin içilir ama nişanlı kızla oğlan hiç yanyana gelemezdi.

Demirli ganeye mum yakılır,pişirici başında bez yunurdu.

Mahalle uşakları gündüz ,sokakta deerme ye mum tutturur,çember cevirir,saklambaç,hör ,geceleri gak gak oynarlar,”mere”leri “hör”leri,ceplerinde cıncıklı gülleleri olurdu.Boyacı Camısının Minaresinin dibinde “caşar-caşmaz oynanırdı.Dööşür filandı amma “mahalle uşakları”biribirlerini yeen tutarlardı.

Kızlar ip atlar,hakeke oynar,evlerde peçiç oynanır.Kergahlarda nakış işlenir.

Nevse evinin kapısı taşlanır,çıkana “taman gelininiz oğlan doormuş,bize de şeker verseneez”denirdi.

Coğrafya oyununda genel kültürümüzü arttırır,artisleri,şehirleri,eşyaları bulurduk.

Portakalın tepesine,gazozun kapağına çiviyle delik delinir.oradan somura,somura içilir.

Kağıttan tuzdanlık,telden araba,deynekten kılıç,küsbeden sıçan,şeker kamışından şakşahı yapılır.Ahmediyeden fal bakılır,hasta olana kurşun dökülür,doğum günleri Ahmediye’nin sayfalarına yazılır,Sümerbank’tan basma alınırdı.

Pazar yerinde destancılar destan satar,mahallemizin avradları hep birlikte şaare dökerken bir çocuğa defalarca okutturur hep birlikte anaları ölmüş gibi ağlarlardı.

Hamama natırayla gidilir,mezere sarınır,balıklı tasla su dökünür,meşefeyle kurulanır,Ellerimiz “garicik”olana kadar yunur,arada maş piybazı,pertuhul yerdik.Çoluğu çocuğu gündüz hamama giden herifler ;akşam yemeğine çarşıdan soğan kebabı,söörmeli lahmacun ettirirdi.

Sütcü Hacı Gümbürdek eşşeenen süt satar,kilci Hamamların önünde kil satar,kilcinin eşşeenin “gadiimi” yüzü sallanırdı.

Eski Hamamın önünde hıra bir herif,koyun kırkar,Kebabcı Sadığın “tike” kebabı gözel olurdu.

Kırkayak’ta ikindi sazına Kravatlı,ceketli,ütülü pantolonla “maile “gidilir.Efendi gibi yemek yenir, fasıllar çalınır.Turizm parkına Şükran Ay,Neşet Ertaş,Yıldız Tezcan gelirdi.

Komşumuz Bakırcı Durdu’nun arhaz kızıyla oturup dedikodu yapabilen mahalle kızları,haznanın anaktarını boy köyneğinin cebinde saklayan duvar aşılımız Hıra Zeliha,Pantazıya Nuru gilin sehlik oğlu Mööddün,suvakcı seksek Mıstafa, vardı.

Eşşeenen zibil toplayan Zibilci Kara mahallenin alt başından giridiğinde ;herkes Almanyaya çalışmaya gidip te kendi seçilemediği için “eller getti biz kaldddık” niye nara atar,bunu duyan mahalleli “Hah,zibilci geldi diye “zibil kabını kapıya çıkartırdı.

Tuzlucacı Zengin “Doktor Abdulkadir de yiy bunnaaan,dohuza galma,sekizde gel deeey “ diyerek tuzluca satar,

Kahvelerde Hakiyeci İbo,Arasada Attar Gani,Elmacı pazarında Pendirci Morey yanında Ekmekci Nevres,Camide İmam Höddübüz Hoca,sokakta Fırfırıcı Memik,”İngiliz innelerii,yayla sakızlarıı” diye boynuna astığı tablada öteberi satan uzun boylu kör bir adam;herkes biribirini tanır,bilir.Çarşıda herkes biribirine selam verirdi.Tevekkülü hırsından fazlaydı onların.

“Bee ben bilmem bacım” deyip te Çalgıcı Cudiyeden “Bende yandım elizilliye” isteyen,sonrada çirtikliye çirtiliye ortada oynayan, mahallemizin kızları,düğün okuyucusu Tuluk Meyrem.”Herkes çıkınını açsııın,olanlar olamayanlara versiiin”diye düğün arasında mola veren Cümbüşcü Adil.

Okuldan geldiğimizde moraran elimizi tuttuğumuz,içine su geçen ayakkabılarımızdan çıkan çoraplarımızı kuruttuğumuz sobalarımız vardı.

Komşusu aç yatarken kendisi tok yatmayan büyüklerimiz.Bir yemek yaptığında “Yeri oğlum şunu Aşe Bacı gile,şunu Fatma bacı gile ver de gel diyen,ramazanda mahalle fukaralarına çit,çember arşınlayıp,herkesin ne giyeceğini,ne ihtiyacı olduğunu bilen,”Fattımın kızı Möhterem yeee doordu ,şu kahke bezini uşaana bez etsin” diye salan hayırseverlerimiz.

Zenginin fakirin mahallesi ayrı değildi.Aynı dehlizde birlikte yaşar olanlar olmayana verir.Biribirlerine saygı duyar.Ölüsünde,dirisinde bir olurlardı.Otuz uvak lahmacun yaptırılırsa,üstüne de beş-on ekmek alınır,lahmacun ekmeğin içine dürüm edilirdi.

Paklava her zaman yenilemez,gelen misafire sinide,bastık,üzüm,sucuk,hayir,fıstık ile FEKKE DÜZÜLÜR.

Ayağında iş tumanı ; ekmek eden,don yuyan,şire eden,damlara bastık seren,eliyle nişe çıkaran,boklu bezlerimizi zemhari gününde sobanın üstünde ılıttığı suda yuyan;durup dinlenmeden Dünyanın işini kendi bitirecekmiş gibi çalışan Analarımız vardı.

Bayramda seyranda,el öpmede filan "Ayansı" geyinir,sair günlerde evin işcisi olurlardı.Cahallara "temşiyet "verir.Hısımı akrabayı sayar,gider,gelirlerdi.

Yazın yanılır yazlıkta yatılır,kışın ıbıbık çalınır,tandırda yatılır,mevsimi mevsim gibi yaşardık.

Yazlıkta yıldızları seyreder,sinema,pavyon,elektrik fabrikasının sesleriyle"nennilenir"

Tandır başında hakiyeden anlatılır ,melengiçle,kırık leblebi yenir.Düşümüzde "caazi garileri" görür,padişahın kızına üzülürdük.

Pekmezi yoğurda katar"fakıbeyni" ,ekmeğe salça sürer öğün yapılırdı.

Paklava kırığıynan dürüm edilir,dondurmacılarda ekmek bulunur,yazın dondurma ekmeğe katık edilir.

Pöçleri battığında,Çekici Faddım'a çektirir.Korktuklarında damaklarını kaldırır.

Kışın günü topaç eritmesi,soba kapağının içine şişle uzatılıp pişirilen cızır,cızır et sucuğu.

Haveydili küfde,topaçlı simidaşı,radyoda arkası yarınlar.

Beyti yağlı,küncülü,ördekli-kazlı,gelinli- kızlı kahke satan kahgeciler vardı.

Kış ağzı evlere "zad zahre" alınır,evin tabanına "berdi "hasırın üstüne kürt halısı açılır,Orta yere odun sobası,dar göze tandır kurulur,Yataklar,yorgan gece açılır,sabah toplanırdı.Eşiklikte satılın içinde kalaylı tasla su dururdu.

İnsanların aypedleri,molpedleri yoktu ama yüzleri güleçti.Ağzı böök olan alenen ayıplanırdı.

Öyle herşeyi beğenmezlik etmez,Allahın verdiğine ŞÜKÜR edilirdi.

Yazık oldu bunca güzel insanın bulunduğu,bir şehrin bunca güzel hatıralarına…

 

Yazarın Diğer Yazıları