Erkin Şahinöz

Erkin Şahinöz

Enflasyon ve risk sebep, faiz sonuçtur..

Merkez Bankası tarihinin en ilginç dönemlerinden birine şahitlik edeceğiz hep birlikte. Çetinkaya’nın görevden alındığını Resmi Gazete’den öğrendik bir Cumartesi sabahı. Şaşırdık mı? Hayır. Faizin tüm kötülüklerin anası olduğunu bunca yıl idrak edememiş birinin Başkan olarak devam etmesi doğru olur muydu? Olmazdı, yerine Uysal getirildi haliyle. “Fiyat istikrarını sağlamaya odaklı para politikası araçlarını ‘bağımsız’ bir şekilde uygulamaya devam edeceğini” açıkladı ilk demecinde. Önemliydi. Merkez Bankası bağımsızlığı konusunda şüpheye bir an bile mahal vermedi. Yerli ve yabancı tüm yatırımcıların yüreğine su serpilmiş oldu. Artık biliyoruz ki, depoda soğan kovalayan zabıtalara rağmen geçen yıl hedefin 4 katı düzeyinde gerçekleşen enflasyon bundan böyle kalıcı bir şekilde düşecek. Kendisine teşekkür ediyor, başarılar diliyor ve devam ediyoruz.

Ülkenin huyundan mıdır suyundan mıdır bilinmez, enflasyon-faiz ilişkisine yönelik tartışma hiç bitmez. Çünkü herkes meşrebince anlamak ve anlatmak ister. Buradaki sebep-sonuç ilişkisine, kökü antik Yunan filozoflarına kadar uzanan tavuk-yumurta paradoksu üzerinden bakarsanız, çıkışı bulamazsınız. Nedenselliğin yönü bilimsel olarak bellidir, gerisi beyhudedir. Gerçeğe ulaşmanın tek yolu inancın değil bilimin arkasından gitmektir. Gerçek, siz ona inanmadığınızda değişmeyen tek şeydir.

Kapitalizmin mabedi pazardır. O pazardaki faiz de aşağıdaki formüle göre belirlenir:

Nominal Faiz Oranı = Risksiz Reel Faiz Oranı + Beklenen Enflasyon Primi + Risk Primi

Risk Primi = Likidite Riski Primi + Geri Ödenmeme Riski Primi + Vade Riski Primi

O halde,

Nominal Faiz Oranı = Risksiz Reel Faiz Oranı + Beklenen Enflasyon Primi + Likidite Riski Primi + Geri Ödenmeme Riski Primi + Vade Riski Primi

şeklinde yazılır.

Örnekleyelim: Biriktirdiğiniz 100 TL’yi bana borç olarak verdiniz. Aldığım borcun ya da sizin bana verdiğiniz kredinin vadesi 1 sene olsun. Bir borçlanma ilişkisi oluştu aramızda, borçlu benim alacaklı siz. Size “alacak hakkınızı” gösteren bir belge de vermiş olayım. Kredinin vadesini kapsayan 1 yıllık dönemde enflasyonun yüzde 15 olmasını bekliyorsunuz. Bu, bugün 100 TL’ye alabileceğiniz ürünlerin aynısını bir sene sonra 115 TL’ye alabileceğiniz anlamına geliyor. Bir başka deyişle, paranızın satın alma gücünde yüzde 15 düşüş bekliyorsunuz. Doğal olarak, bunun telafisini isteyeceksiniz benden. O halde, beklediğiniz enflasyon (formüldeki “beklenen enflasyon primi”) benden isteyeceğiniz faiz oranını belirleyen temel bileşenlerden biri. “Belirleyen” dedim, o halde “enflasyon sebep, faiz sonuçtur” demiş oldum. Tüm dünyada kapitalist sistem bu esasa ve yukarıdaki formüle göre çalışmaktadır. Devam ediyoruz. 

Bana kredi vererek 100 TL’yi bugün tüketmekten vazgeçmiş oldunuz. Tüketiminizi geleceğe ertelediniz. Size sadece paranızın satın alma gücündeki erime kadar faiz vereceksem bu parayı bana niye vereceksiniz? Ben sizin akrabanız mıyım? Bir miktar daha faiz talep edersiniz. İşte bu ilave faiz talebine risksiz reel faiz oranı diyoruz ve faiz formülüne bir bileşen olarak dâhil oluyor. Devam ediyoruz.

Risk analizimi yaptınız. Geçmişte ödeme aczine düştüğüm dönemler olmuş. Paranızın az ya da çok geri ödenmeme riski mevcut. Bu risk için de ilave faiz talep edersiniz ki geri ödenmeme risk primi olarak giriyor formüle. Ne kadar riskliysem o kadar çok prim isteyeceksiniz. Aynı sigorta şirketlerinin size yaptığı gibi. Geçen sene kaza yapmadıysanız bu seneki kasko priminiz düşük olur, çok kaza yaptıysanız ödeyeceğiniz prim yüksek olur. Devam ediyoruz.

Bana parayı 1 yıllığına değil 10 yıllığına vermeyi düşünüyorsunuz. Diğer her şey aynı kalmak kaydıyla, önümüzdeki 10 yıl içinde acze düşme ihtimalim önümüzdeki 1 yıl içinde acze düşme ihtimalimden daha yüksektir. Parayı bana daha uzun bir süre için emanet edecekseniz, bir miktar daha prim istersiniz. Bunun adı da vade riski primidir, faiz formülüne bileşen olarak girer. Devam ediyoruz.

 

Bana 100 TL borç vermiştiniz ben de size alacak hakkınızı gösteren bir belge vermiştim. Alacağınızın vadesi gelmeden elinizdeki belgeyi nakde dönüştürmek isteyebilirsiniz, hesapta olmayan bir yatırım fırsatı çıkabilir karşınıza mesela. O halde, paranızı emanet ederken benden aldığınız belgeyi, kısa zamanda değerini yitirmeden nakde dönüştürebilmeyi tercih edersiniz.

Bunu gerçekleştirebilme ihtimaliniz ne kadar düşükse benden o kadar çok prim talep edersiniz ki adı likidite riski primidir ve formüle bileşen olarak girer. 

O halde faizi ne belirler? Bilim cevaplasın. Bir, gelecekte beklenen enflasyon. İki, risk düzeyi. Üç, risksiz reel faiz.

Çıkan sonuç ne? Enflasyon düşerse, faiz düşer. Risk düşerse, faiz düşer

O zaman ekonomi yönetiminin önceliği enflasyonu ve ekonomideki riskleri düşürmek olmalı, gerisi kendiliğinden gelir. Hiç merak etmeyin, enflasyonu ve riski azaltacak politikalar üretirsek faiz kendiliğinden çözülür.

Tarımın ekonomi içindeki payının yüzde 11’lerden yüzde 5’lere gerilediği bir ülkede enflasyonu gıda komiteleri kurarak, stokçu kovalayarak kalıcı olarak düşüremezsiniz. İhracatının üçte ikisi ithalata bağımlı bir ülkede topyekûn mücadele programlarıyla enflasyonu kalıcı olarak indiremezsiniz. Nepotizmin yerine meritokrasiyi koymadan, adalet Tanrıçası Themis’in bozulmuş terazi ayarını düzeltmeden, eğitim sistemini yetkinlikleri ve hayalleri yüksek bireyler üretecek şekilde reforme etmeden, uzlaşma kültürünü yerleştirmeden de riskleri düşüremezsiniz. Bunlara “can acıtıcı” yapısal reform deniyor. Bizler sesimizi sınırlı mecralardan duyurabiliyoruz, ekranlara sevgi kelebeklerini çıkarıyorlar. Sizi iyiliğiniz ve geleceğiniz için rahatsız edenleri sevmeseniz de onlara kulak verin.

Tam da böyle günlerde tanımlıyor insan kendini. Söyledikleriyle ve sustuklarıyla…

Son söz: Veriyi yeteri kadar kurcala, sana her şeyi söyleyecektir.

Yazarın Diğer Yazıları